Bu site Auto Web Content Management 2.0 - Gazette ile yapıldı ve onunla güncelleniyor http://www.awcm.eu Design and Programm Turan Oezcan
Site Ana Sayfa
   21 Kasım 2008, Cuma    Australia - English Turkey - Turkish
Arşiv >> 
 Ana Sayfa
 Avustralya rehberi
 Künye
Albümler
Video
Yazarlar
eGazete
Ziyaretçi Defteri
Forum
Linkler
Favorilerime Ekle!  info@yenivatan.com.au

ÜYE GİRİŞ

Ramazan Karakale
  Ana Sayfa >  YAZARLAR
Rauf Denktaş
Yine aynı konu


       Sayı: 78    20 Şubat 2008        01:01:28        847   (defa okundu)             

Kendi kendimizi ayağımızdan vurmak konusunu Azerbaycan ziyareti nedeniyle yeniden üzülerek yaşadık. Biz uçağa binmeden ziyaretin fiyasko olduğu haberleri yayılmaya başladı. Bu da yetmedi. Azerbaycan ziyareti nedeniyle KKTC’de bazı gazetelerde çıkan yazıları görünce, bunlara en azından bizim kadar üzülen bir Azeri yetkili “sizde bunlar varken Rum’un düşmanlığına gerek yoktur” demek ihtiyacını duydu.
Yıllarca ulusal dava, haklı dava dediğimiz Kıbrıs davasında benim her söylediğimi, her çıkışımı “uzlaşma istemeyen kişinin davranışı” olarak nitelemeyi siyaset yapma kabul eden zihniyeti bildiğim için ben bu yetkili dosta sadece “üzülmeyiniz, Kıbrıs meselesinde koloni idaresinden Devlete gelebilmişsek bunlara aldırmadığımız, bunları dinleyip yön değiştirmediğimiz için gelebildik” dedim. Ancak üzülmemek elde değil. Hele bu kadar yanlışı üniversite görmüş, tecrübeli kalemlerin yaptığını düşününce!
BM  Genel Sekreteri Annan Nisan referandumlarının sonucunu alıp, De Soto’nun “Rumlar evet diyecekler, red oyu Denktaş nedeniyle Türk tarafından gelebilir; bunu da Türk hükümeti kanalı ile hallediyoruz” değerlendirmesinin ne kadar yanlış olduğunu görmenin şokunu atlattıktan sonra yazdığı raporunda “Türkler üzerindeki baskıların kaldırılabileceğini, bunun tanıma anlamına gelmediğini” açıklamak zorunda kalmıştı.
Azerbaycan bu çağrı karşısında harekete geçen ilk kardeş ülke oldu. Bir Bakanını da içeren bir ticaret heyetini “direkt uçuşla” KKTC’ne göndermek alicenaplığında bulundu. Kuzey Kıbrıs’tan da bir heyeti davet etti. Ãsimle bu heyette benim ve eşimin de bulunmasını arzu ettiklerini duyurdular. öfke buna mıydı? Kısmen buna da olduğu anlaşılmaktadır. Bu da davet yapacak dostlara kimi davet edip, kimi etmemeleri gerektiğini birkaç kalemşörün dikte etmesi anlamına gelir ki kimsenin buna hakkı yoktur.
Heyetin oluşumunda şu veya bu hata olmuş olabilir, bunu abartarak bir KKTC heyetini kabul etme cesaretini/ insanlığını / dostluğunu göstermiş olan kardeş bir ülkeyi üzecek ağırlıkta yazılar yazmak için KKTC halkının davasını, içinde bulunduğu durumu, böyle bir dost elinin uzatılmasının değerini ve anlamını bilmemesi gerekmektedir. Elini uzatan dosta hakaret veya şamar. Kendi ayağımıza kurşun! 
Davete katılmış olan bazı yazarlar da kaldıkları otel veya otelin lokali veya imkanları hakkında yazılar yazarak Lefkoşa’daki “fiyasko tellallarına destek atışında bulunmayı yeğlediler. Hasılı her açıdan başarılı geçen bir ziyareti gölgelemek için elden gelen yapıldı ve çok ayıp ve üzücü oldu denilebilir. Allah’tan Azeri yetkililer bizim karşılaştığımız bu ayıbı hafiflemek ve bizleri mahcubiyetten kurtarmak için büyük olgunluk gösterdiler.

Topraklarının %25’i Ermeni işgalinde bulunan Azerbaycan bir milyon göçmenini barındırmakla meşguldür. Lehine birçok BM Güvenlik Kurulu kararları da bulunan Azerbaycan’ın bu durumundan istifade ederek iç işlerine karışanlar ve iç işlerini karıştıranlar da var. Ãehitliklerini ziyaret ettik. Türk şehitliğini de! Bakım ve ihtişam bizi çok etkiledi. Türkiye’nin inşa ettiği cami şehitliğe başka bir ulvi hava vermekte. Cumaları cami dolup taşmaktaymış.
Azerbaycan’da yerleşmiş büyük iş sahibi Türklerle tanışmak da bu  gezinin ek bir kazancı olmuştur. 30 Ağustos nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin resepsiyonuna katılmak fırsatı bulmamız, ordumuzun mümtaz komutan ve subayları ile böyle anlamlı bir günde bir araya gelmek de ziyaretimizin unutulmayacak şanlı ve güzel bir sayfasını teşkil etmiştir.  TC Büyükelçisi’nin bize göstermiş olduğu ihtimam bizleri ne kadar onurlandırmışsa, Sayın Büyükelçinin Azeri makamları tarafından ne kadar onore edildiğini görmek de bizleri çok mutlu etmiştir. Kurucu Cumhurbaşkanı Aliyev’in “bir millet, iki devlet” sözünü yaşamanın ve bu kez “bir millet, üç devlet” diyebilmenin hazzını ve huzurunu yaşadık her dakika. Azerbaycan “ata yurdunuz değil mi?” sorusunu soran genç Azerbaycanlı gazetecinin bu soruyu  sorarken duyduğu heyecan çok büyüktü. Büyük saygı duydukları Kurucu Cumhurbaşkanları Aliyev’in  “bir millet iki devlet” sözü belleklerinde kutsal bir vasiyet sanki.
Bakü üç dört milyonluk bir şehir. Günlerce her tarafını gezmek fırsatını bulduk. Beledi işler mükemmel. Ãehir zamanında bugünün trafiğini rahatça taşıyacak şekilde planlanmış. Her yerde yeşile, ağaca önem verilmiş. Sanki her bölgede parklar var. Ãlk günden ben Kıbrıs’ta özlemini duyduğum bu temizliğe değindim. Derhal misafir gazetecilerimizden biri beni yalanlamayı görev bildi. Kendilerinin kaldığı yerin Kıbrıs’a benzediğini söylemeğe çalıştı. Ben hâlâ Bakü’nün herhangi bir  Avrupa şehrine taş çıkartacak kadar modern, tertemiz bir şehir olduğunu savunuyorum. Temas ettiğim yetkililerden bunun sırrını sordum. “Disiplin” cevabını aldım. Yani kontrol! Bu kadar basit! çirkinliği, pisliği görerek tedbirini almak. Yol kenarlarını “süsleyen” yabani otların temizlenmesi gereğini temizlikle meşgul kişilere öğretmek ve kontrol! Bakü bu konuda birinciliği almış. Ãçimiz açıldı. Kardeşler arasında rahat, güzel bir tatil için, ucuz elektronik eşya alımı için, değerli taşlar ve havyar için ziyaret edilebilecek yerlerin başında gelir Bakü. Ben çarşısına gidemedim ancak gidenlerden işittiklerim “her şey var ve çok ucuz”. Benden söylemesi.
Basın ve medya, üniversite camiası, milletvekilleri, iş adamları, ilgili Bakanlar “KIBRIS SORUNU’NU” KONUÃTU Üç GÜN. Sayın Cumhurbaşkanı Aliyev’in bizi kabulü ve problemlerimizi tartışmak olanağı vermesi başka bir mazhariyetti. Halkını seven, Bakü deyince duyarlı, göçmen sorununu toprağını geri alarak halletmek kararlılığında genç ve dinamik Cumhurbaşkanının yanından etkilenerek ayrıldık.  


......................................Üniversitesinin bana tevdi etmek lütfunda bulunduğu “fahri profesörlük” ünvanı için yapılan toplantıda da Kıbrıs sorununu anlatmak fırsatını buldum. Kurucu Rektör.....................................’ın  ünivesitesindeki faaliyetleri anlatırken duyduğu heyecan üniversitenin dinamizmi hakkında  gözle görülebilen bir kanıt. KKTC üniversiteleri ile işbirliğine açık bir kişi. Bence büyük yararı olur.

Kısacası dost ve kardeş Azerbaycan ziyaretimiz çok yararlı olmuştur.
Bu temasların devam etmesi dileğimizdir.


  Geri Geri Arkadaşına Yolla Arkadaşına Yolla Yazdır Yazdır Yukarı Yukarı  

   Bu yazı için henüz bir yorum yazılmamış      Yorum Yaz    Yorum Yaz

Semra Taşdemir
Dursun Güzel
Ahu Tokdoğan
Copyright All rights reserved