Avustralya başbakanı yürüttükleri asimilasyon politikaları için çok samimi bir şekilde özür diledi. Yıkılan parçalanan hatta yok edilen yerli nüfusun acısı geçti mi? Elbette hayır. Onca insan boşuna gözyaşı dökmedi! Yerlisiyle, göçmeniyle herkes bu özürün ne anlama geldiğini çok iyi biliyor. Bu özür, tarih önünde Avustralyalı yöneticilerin geçmişte işledikleri suçlarını kabul etmesidir. Ãşlenen suç, insanlığa karşı işlenmiştir. 1950’lerin dünyasında bir kültürü diğer bir kültür içinde eritmek çok olağan görülüyordu. Birçok ülkenin geçmişinde bu tür eritme politikaları vardır. Avustralya Başbakanı Kevin Rudd ciddi bir liderlik örneği vermiştir. Ülkesinin yerli halka karşı işlediği suçlar için özür dilemiştir. Bu durum Avustralya tarihi açısından bir dönüm noktasıdır. Kurumsal ve toplumsal çok kültürlülüğün önündeki simgesel engellerden birisi daha ortadan kalkmıştır.
Avustralya çok iyi yolda
Lafa gelince insan haklarına saygıyı hiç kimselere bırakmayan Avrupa Birliği’nde yaşananlar ise çok kaygı verici. Almanya, Avusturya, Danimarka ve Hollanda’nın başını çektiği bazı Avrupa ülkelerinde çok olumsuz gelişmeler yaşanıyor. Almanya’nın Ludwighafen kasabasında geçen haftaki yangında 9 vatandaşımızı kaybettik. Daha hâlâ kundaklama mı yoksa kaza mı olduğu ortaya çıkarılamadı! Ancak başka iki kentte Türklerin yoğun olarak yaşadığı iki ayrı binada yine yangın çıkarıldı. Bunların kundaklama olduğu kesinleşti. Büyük olasılıkla 9 vatandaşımızın öldüğü yangın da kundaklama. Bu ırkçı saldırılar kesinlikle bitmeyecek çünkü ne Türkiye Cumhuriyeti temsilcileri ne de Alman devlet adamları meselenin üzerine kararlı bir şekilde gidiyorlar. Başbakan Erdoğan Ludwighafen’da yaptığı konuşmadan sonra Türkler tarafından eleştirildi ama Alman politikacılar konuşmasını çok takdir ettiler. Bu takdir ancak iki gün sürdü. Erdoğan’ın Köln’de Türklere yönelik olarak “ana dilinizi ve kimliğinizi unutmayın” sözü, sadece Almanlar’ı değil Hollandalıları da kızdırdı. Erdoğan nasıl oluyordu da Almanya’nın iç işlerine karışıyordu. Başbakan nasıl oluyordu da asimilasyona karşı çıkıp entegrasyonu destekliyordu. Avrupa medyası tarafından şiddetle eleştirilen başbakan Erdoğan herhalde artık Avrupalıların işlerine gelen sözler söylediği sürece kendisine “iyi” deneceğini ama onların çıkarına aykırı söz ettiği zaman ayıplanacağını öğrenmiştir. Ãşin en acı tarafı ise insanların diri diri yakılması hiç söz konusu bile edilmezken Başbakan’ın Türk göçmenlere “ana dilinizi unutmayın, asimile olmayın” sözü tartışılmaktadır. Avrupalıların her ne pahasına olursa olsun topraklarında yaşayan göçmenleri kayıtsız şartsız asimile etmek istedikleri artık gün ışığına çıkmıştır. Artık inkâr etmeye bile gerek duymuyorlar. Uyumdan falan söz eden yok artık. Avrupalıların tek derdi Avrupa’da doğup büyüyen Türk gençlerini asimile etmek; onlara ana dillerini unutturup, kültürel olarak ikinci sınıf kara kafalı Almanlar yaratmak. Bunu başaramadıkça saldırganlaşıyorlar. Politikacılar Avrupa Birliği yasalarına ve insan haklarına aykırı kararlar alıyorlar ama bu kararlara karşı çıkan hiç kimse yok. Avrupa Ãnsan Hakları mahkemesine gidilse mutlaka kazanılacak davalar var, ancak Avrupa Birliğine yaranmaya çalışan siyasi çevreler yüzünden Türk göçmenin hakkı aranmıyor. Hem Hollanda hem de Almanya artık açıktan açığa asimilasyon çığırtkanlığı yapıyor. Ancak onların amacı asimilasyon değil. Avrupalılar Türklerin tecritinden yanalar. Türkçe konuşamayan, din dersini bile Almanca alan, camide Almanca vaaz dinleyen bir kuşağın yaratılmasının çalışmasını yapıyorlar. Kökeni Türk olan “Alman müslümanlar” olgusu onları hiç rahatsız etmiyor. Yeter ki “Türk benliği” olmayan bir kuşak yaratılsın. Yeter ki “Ben Türküm” diyen gençler olmasın! Başbakan Erdoğan’ın “asimile olmayın” sözü Alman medyasını sırf bu nedenle kızdırdı. Her şey yolunda giderken, ikinci, hatta üçüncü sınıf Müslüman Almanlar kotarılırken bu Erdoğan da nereden çıkmıştı! Hadi bu olup bitenler Almanya’da oldu; ilgili taraflar tartıştı. Pek iyi… Hollanda’ya ne olmuştu da Erdoğan’ın Almanya’daki sözlerini günlerce eleştirdiler. Neden asimilasyon karşıtlığı Hollanda haberlerinin birinci konusu oldu? çünkü tecrit ve dışlama politikaları ne güzel devam ederken pişmekte olan aşa su katılmıştı. Avrupalılar daha hâlâ asimilasyonla entegrasyon arasındaki farkı öğrenememişler. Yaşanılan ülkenin dilini öğrenmek şarttır. Yaşanılan ülkenin kültürünü çok iyi bilmek, toplumsal kurallarını içselleştirmek gerekir. Ãyi bir eğitimin, başarılı bir iş hayatının olmazsa olmaz koşulu yaşanılan ülkenin dilini ve kültürünü en iyi şekilde bilmektir. Ancak bu insanın kendi ana dilini ve kültürünü inkâr etmesi anlamına gelmez. Almanya’da dünyaya gelen üçüncü kuşak bir Türk hem Almancayı hem de Türkçeyi çok iyi düzeyde öğrenebilir bunun Almanya’ya zararı değil faydası vardır. Almanların ve Hollandalıların anlamadığı bir başka durum ise zorlama ile asimilasyonun değil olsa olsa izolasyonun ve çatışma ortamının artacağıdır. Kendi içine kapanan etnik gruplar sorunlu kuşakların ortaya çıkmasına yol açar. Ne Türk ne de Alman olan kuşaklar Almanya’ya zarardan başka bir şey vermez. Ortaya çıkan ekonomik, sosyal ve psikolojik hasarın sorumlusu tecrit politikalarını dayatan Alman ve Hollandalı siyasetçiler olur. 20 sene sonra Avustralyalı politikacılar gibi Almanlar da Türk göçmenlerden özür dilemek zorunda kalabilirler. Ancak ortaya çıkan hasarın faturası çok ağır olabilir. Deneyip, yanılarak öğrenmektense Avrupalılar Avustralya’nın özüründen çok ders çıkarmalıdırlar.
Kutlay Yağmur, Tilburg Üniversitesi öğretim Üyesi, Hollanda.