Bu site Auto Web Content Management 2.0 - Gazette ile yapıldı ve onunla güncelleniyor http://www.awcm.eu Design and Programm Turan Oezcan
Site Ana Sayfa
   6 Ekim 2008, Pazartesi    Australia - English Turkey - Turkish
Arşiv >> 
 Ana Sayfa
 Avustralya rehberi
 Künye
Albümler
Video
Yazarlar
eGazete
Ziyaretçi Defteri
Forum
Linkler
Favorilerime Ekle!  info@yenivatan.com.au

ÜYE GİRİŞ

  Ana Sayfa >  YAZARLAR
Metin Aydoğan
“ulusal benliğin kavranması”


       Sayı: 102    09 Eylül 2008        21:17:57        599   (defa okundu)             

Geçen sayıdan devam

Emperyalizmle çatışmanın ne demek olduğunu, ne tür tehlikeler içerdiğini elbette biliyordu. Son derece gerçekçi, bir o kadar da yürekli (cesur) ydi. Olaylara istekler ya da duygularla değil, eldeki olanaklar ve somut verilerle yaklaşıyor, maddi temeli olmayan savlara, gösterişli hedeflere asla yönelmiyordu. İçinde bulunduğu dünya koşullarını ve büyük devlet politikalarını incelemiş, emperyalizmin yenilebileceğini görmüştü. Ulusların gönenç ve mutluluğunu yok eden ve insanlığın gelişimi önündeki en büyük engel saydığı emperyalizme karşı çıkmayı bir insanlık görevi sayıyordu. Bu yaklaşımı duygu düzeyinde bırakmıyor ve büyük başarıyla uygulanabilir bağımsızlık programlarına dönüştürüyordu.

         Emperyalizme karşı mücadelenin, emperyalizm dünya üzerinde yok edilinceye dek süreceğini, bu nedenle bağımsızlığın elde edilmesiyle sınırlı olmadığını söylüyor, başarılan mücadelenin hiçbir zaman unutulmamasını istiyordu. Ulusal belleğin emperyalizme karşı duyarlı kılınmasına büyük önem veriyor, her dönemde sürdürülecek bu girişimi, “ulusal benliğin kavranması” ve “ulusları yükselten özellik” olarak tanımlıyordu. Konu ulusal varlığın korunması olduğunda; duyarsızlıklara, savsaklama(ihmal)lara ve bağışlamalara asla izin vermiyor, bu tür davranışları, “insanlık özelliklerini yitirmek” olarak niteliyordu. Açık konuşuyor ve söylediklerini kesinlikle yapıyordu. Ulusların varlığına yönelen düşmanca girişimlere karşı Türkiye’nin alacağı tutumu, dünyaya şu sözlerle açıklamıştı: “Ulusların belleğinde öç duygusu olmalı. Bu sıradan bir öç değil; yaşamına, rahatına zenginliğine düşman olanların yarattığı zararları yok etmeye yönelen bir öçtür. Bütün dünya bilmelidir ki karşımızda böyle bir düşman oldukça, onu bağışlamak elimizden gelmez ve gelmeyecektir. Düşmana acıma, acizlik ve zayıflıktır. Bu, insanlık göstermek değil, insanlık özelliklerinin sona ermesidir”64; “bizim öcümüz zalimlerin zulmüne karşıdır. Onların zulüm duygusu ölmedikçe bizde de öç ölmeyecektir.”65

“Zalimlerin zulmü” tanımıyla getirdiği saldırgan güç, mücadeleye giriştiği “Batı emperyalizmi”dir. Sömürü çıkar hırsıyla dünyaya yayılan ve amacına ulaşmak için sınır tanımayan Batı’nın; dünyaya ve insanlığa bakışını, Doğu Batı ilişkilerinin niteliğini ve Batı’yı ele alış biçimini, yalın ve anlaşılır sözcüklerle açıklıyordu. 2 Şubat 1923’te İzmir’de yaptığı konuşmada; dünyanın, “bağımsızlığını kavrayan Doğu” ile “hırslarını tatmin için çalışan” Batı olarak ikiye ayrıldığını ve Doğu’ya karşı “baskı ve zulüm” uygulayan Batı’yı “lânetle” andığını söylüyordu; “İstilacı ve saldırgan devletler, yerküresini kendilerinin malı, insanlığı kendi hırslarını tatmin için çalışmaya mahkûm esirler saymaktadırlar. Dünya iki zümreye ayrılmaktadır. Birisi Doğu’dur ki, Doğu kendi gücünü, bağımsızlığını kavramıştır; bu bilinçle el ele vermiştir. Diğeri ise (batı y.n.), sırf kendi hırslarını tatmin için çalışan zümredir. Bunların amacı zulüm ve baskı olduğu için, onları lanetle anmakta kendimizi haklı görüyoruz.”66

Devam edecek


  Geri Geri Arkadaşına Yolla Arkadaşına Yolla Yazdır Yazdır Yukarı Yukarı  

   Bu yazı için henüz bir yorum yazılmamış      Yorum Yaz    Yorum Yaz

Copyright All rights reserved