Bu site Auto Web Content Management 2.0 - Gazette ile yapıldı ve onunla güncelleniyor http://www.awcm.eu Design and Programm Turan Oezcan
Site Ana Sayfa
   6 Ocak 2009, Salı    Australia - English Turkey - Turkish
Arşiv >> 
 Ana Sayfa
 Avustralya rehberi
 Dernekler
 Künye
Albümler
Video
Yazarlar
eGazete
Ziyaretçi Defteri
Forum
Linkler
Favorilerime Ekle!  info@yenivatan.com.au

ÜYE GİRİŞ

  Ana Sayfa >  YAZARLAR
Rauf Denktaş
Umut dünyası - 2


       Sayı: 90    16 Mayıs 2008        04:11:02        4694   (defa okundu)             

Geçen sayıdan devam
 Zamanında, 11 yılımızı çalan Kipriyanu günah keçisi yapılmıştı; sonra ben; şimdi Rum liderliği “Talat Denktaşlaştı” diyor. Niye? çünkü Rum liderliği ve halkı Türkleri eşit bir taraf olarak görmüyor; Makarios’un vasiyetine sarılmış, “Meşru Kıbrıs Hükümeti Enosis’e en yakın noktadır bundan gerilemek yok” felsefesini yürütüyor. Siyaseti bu, hedefi bu, 1963 -1974 yıllarını yaratmanın nedeni bu olduğuna göre Papadopulos’un “AB üyesi Kıbrıs” ünvanından vazgeçerek bizimle, eşitliğe ve iki kesimliliğe dayalı bir ortaklık anlaşması yapmasını beklemek saflık olmaz mı? Hele bu beklentiyi, Kıbrıs’ı bu hale getiren BM Güvenlik Konseyi Kararlarını üretmiş olanlar sürdürürlerse buna sahtekârlık denmez de ne denir?
 Ãimdi Genel Sekreter Annan’a, 3 Mayıs’ta “Uluslararası Kadınlar Forumu’nda kendisine sorulan bir soruya verdiği cevaba bakalım:
 Soru: “Rumlar referandumda HAYIR, Türkler EVET dedi. Kıbrıs’ta ileride bir çözüme ulaşılacak mı?”
 Genel Sekreter, “Kıbrıs konusunda çözüme çok yaklaşılmıştı ancak nihai sonuç alınamadı... Tarafların müzakereyi devam ettirmek için bir yol bulabileceğini düşünüyorum... Türk yönetimi anlaşma konusunda daha olumlu bir tutum izledi... Rum tarafının da anlaşma sağlanmasına ikinci bir şans vereceğini ümit ediyorum!”
Demek ki Genel Sekreter de hâlâ Kıbrıs meselesine teşhis koyamamıştır! Hâlâ “AB üyesi Meşru Kıbrıs Hükümeti” ile, bu sözde hükümetin azınlık olarak gördüğü ve eşit egemenliğin, self-determinasyon hakkının varlığını kabul etmediği Kıbrıs Türk Cemaati dengesizliği devam ettirilirken, meseleye hâl çaresi bulabileceği umudunu devam ettiriyor! çok yazık!
 Genel Sekreter’den beklenilen yapıcı bir adım atarak, bu dengesizlik devam ettirildiği sürece hâl çaresinin dengeyi bulmak olduğunu Güvenlik Konseyine duyurmasıdır; bunun da yolu KKTC’ne katıksız eşit muameledir; Rum liderine “hiç bir zaman Kıbrıs’ın tümüne sahip olamayacaksın, bu sevdadan vazgeç” demektir.
 “çözüme çok yaklaşılmıştı” dedikleri Annan Plânı Kıbrıs’ı barışa değil, yeni çatışmalara götürecek bir plândır. Uyanma zamanı şimdidir.
 Biz Kıbrıslı Türkler olarak “barış, uzlaşma, bütünleşme” diyerek alkış toplamaya devam ede duralım, TC Başbakan’ı Papadopulos’un “barış – uzlaşma” istediğini yayıyor! Ãki tarafın istediği barışın, uzlaşmanın aynı sonucu öngörmediğini dünyaya kim anlatacak? Biz Kıbrıslı Türkler anlatacağız. Nasıl? Uzlaşmanın ve barışın temelinde bağımsız devletimizin, halkımızın egemenliğimizin var olacağını can pahasına kanıtlamakla. Rum’un öngördüğü barışta ve uzlaşmada bizim eşit egemenliğimiz, bağımsızlığımız, bizim anladığımız manada güvenliğimizi koruyan iki kesimlilik, Türkiye’nin fiili ve etkin garantisi, müdahale hakkı yoktur. Ve Türkiye’den sesler geliyor. Kıbrıslı Türkler bağımsızlıklarına, maneviyatlarına sahip çıkmıyorlar diye!.. Bu yanlışı doğrultmak başta idarecilerimize ve hepimize düşer, aksi takdirde “ver kurtul” takımı Kıbrıs’ı Rum’a hibe edecek ve “Ne yapalım, Kıbrıslı Türkler böyle istedi” diyecektir. Buna fırsat verilmemelidir. Kıbrıs davası Türklük davasıdır. Namus, şeref davası olmanın ötesinde bizim için varoluş, hürriyet davasıdır, Türkiye için geo-politik bir hak ve güvenlik davasıdır!
-Bitti-

  Geri Geri Arkadaşına Yolla Arkadaşına Yolla Yazdır Yazdır Yukarı Yukarı  

   Bu yazı için henüz bir yorum yazılmamış      Yorum Yaz    Yorum Yaz
Copyright All rights reserved