Türkiye, basın yayın terörünün belki de en yoğun yaşandığı ülkelerden biri, belki de birincisidir. Televizyon kanallarının sayısı çoktur ama hemen tümü mali ve sınaî tekellerin yan kuruluşu durumundadır. Yazılı basının yüzde 75’i, uluslararası şirketlerle bütünleşmiş tek bir firmanın elindedir. Basın dünyası, yasal ve yasal olmayan ilişkilerin birbirine karıştığı, yurtdışı bağlantılı karanlık bir ‘pazardır’. Türkiye’nin ulusal çıkarlarından ve halkın yaşadığı sorunlardan uzak yayınlar, Türk toplumunun kendine özgü geleneklerine ve yüzyıllar boyunca oluşmuş toplumsal dengesine kalıcı zararlar vermektedir.
Eğitimsizliğin ve niteliksiz eğitimin yaygınlaşması, tekelci basının kitleler üzerindeki etkisinin artmasına neden olmaktadır. Bilgisizliğin kaynaklık ettiği yorum yetersizliği, örgütsüzlüğün neden olduğu güçsüzlükle birleşince ortaya, kitlelerin kolayca etkilenip yönlendirileceği bir ortam çıkar. Tekel haline gelen şirket basını, bu ortamı kullanmakta ustadır. Sürekli kılınan ve yozlaşmayı amaçlayan yayınlar, insanları kendi çıkarlarını bilmeyen ilgisiz ve duyarsız varlıklar haline getirir. Neyin ne olduğunu bilmeyen aptallaştırılmış bir insan türü, gerçeği, birçok şey yitirdikten sonra, olaylar onu da içine çektiğinde görür. Bilinç ve örgütsüzlükle tekelci basın arasında ters orantılı bir ilişki vardır; kitleler örgütlenip bilinçlendikçe tekelci basının hareket alanı daralır, bilinçsizlik arttıkça gücü ve etkisi artar.
Türkiye’de tekelci basın, bugün, en ‘verimli’ dönemini yaşamaktadır. Halk yoksul ve eğitimsizdir; aydınlar ağır biçimde ezilmiş ve sindirilmiştir; örgütsüzlük yaygındır; toplumsal ayrışma ve çok parçalılık hızla yayılmaktadır; ulusal istenç(irade) baskı altındadır. Yönetim düzeni dağılmakta devlet küçülmektedir. Böyle bir ortamda yozlaşmayı amaçlayan basının halk üzerinde etkili olması kaçınılmazdır. Yaratılan karmaşık ortam, her tür bozma girişimine serbestçe hareket edebileceği özgür bir ortam sunmaktadır. Çarpıtılmış haberler, tek yanlı yorumlar, gizli sansür, düzeysiz magazin ve yarışma programları yozlaşmayı derinleştirir, derinleşen yozlaşma tekel basınına güç verir.
Büyük şirket basınının elde ettiği denetimsiz güç, kendisini yaratan politik işleyişe giderek daha çok yön vermeye başlar ve düzeysiz bir ‘parlamenter’ yarış içindeki siyasi partileri daha çok etkisi altına alır. Partiler başarılı olmak için, halktan çok iş çevreleri ve onların denetimi altındaki basınla uyumlu ilişkiler kurarlar ve yönetime geldiklerinde önceden verdikleri sözleri yerine getirirler; şirket gereksinimlerini karşılarlar. Politikacının basına, basının da politikacıya gereksinimi vardır. Çıkar birlikteliği oluşturan bu ilişki, dünyada ‘seçim’ yapılan tüm ülkeler için geçerlidir.
Seçim konuşmaları ve yurt gezilerinin veriliş biçimi tartışma programları, açık oturumlar politikacılar için önemlidir ve bu tür hizmetleri ücrete tabidir. ‘Kamuoyu eğilimini’ ve “seçmen tercihlerini” yansıtan anketler çeklerdeki sıfırların belirleyici olduğu değişkenlik içindedir. Ulusun tüm bireylerini ilgilendiren uluslararası ilişkiler dâhil, tüm önemli konular, medya mülkiyetine sahip holding şirketlerinin çıkar ve tercihleri yönünde irdelenir. Kimi konularda yürütülen ideolojik kampanya o denli şiddetlidir ki, kitlelerin bu kampanyanın etkisinden kurtulması uzun zaman alır.
Devam edecek