24 Temmuz 2017 Pazartesi

Sualtı Hokeyi Takımı Dünya Şampiyonu Oldu
banner58

Çanakkale Savaşları ve Mustafa Kemal

22 Mart 2016, 18:47
Çanakkale Savaşları ve Mustafa Kemal
Metin Aydoğan
18 Mart, Çanakkale Savaşlarının başlangıcının yıldönümüdür. Sonuçlarıyla, Türkiye’nin olduğu kadar dünyanın da geleceğini etkileyen bu büyük savaş; savaştan çok, inançta birleşmiş yoksul bir ulusun neleri başaracağını gösteren bir destandır. Bu yazıyı, bir metrekaresine 6500 mermi düşen Gelibolu Yarımadası’nda şehit düşenlerin anısına saygı için yayınlıyoruz.

Gelibolu Yarımadası’nda bugün küçük bir mermer anıtın yükseldiği Kemalyeri, Mustafa Kemal’in Arıburnu savaşlarını yönettiği yere verilen addır. Kimi Türk tarihçisi, Kemalyeri için “Mustafa Kemal’in gerçek doğum yeri” der. Türk halkı onu Kemalyeri’nde tanıdı, Conkbayırı’yla yüceltti, “Anafartalar’ın yenilmez komutanı” olarak ona duygulu ve içten bir saygıyla bağlandı. Saygı ve bağlılığı, halk kahramanlarına binlerce yıldır gösterilen gizemli bir sevgi, halk söylencelerinde görülen destansı öğeler içerir. Türk halkı için, yurdu kurtaran, “ölümden korkmaz ” kahraman; asker için, kendisiyle birlikte en önde savaşan ve asla yenilmeyen, “kurşun işlemez” bir komutan; subay için, iyi yetişmiş bilgili bir asker, usta bir savaş tasarımcısı ve “güvenilir bir” komutandır.
Çanakkale ve Mustafa Kemal
Çanakkale Savaşı, Türkiye’de ve dünyada ne denli etkili olduysa, Mustafa Kemal de Çanakkale Savaşları üzerinde o denli etkili olmuştur. Yarbay rütbesinde bir subayın çok önemli sonuçlar doğuran büyük bir savaşta, belirleyici düzeyde etkili olması sıradışı bir olaydır.
İngiliz General Aspinal Oglander, bu durumu, İngiltere resmi tarihinde, “bir tümen komutanının, üç ayrı yerde, tek başına giriştiği harekatlarla; bir savaşın, hatta bir ulusun kaderini değiştirecek büyüklükte bir zafer kazandığı tarihte pek enderdir”  sözleriyle dile getirmiştir.
Türkiye’de, yeterince incelenmeyen, üstelik çoğu kez çarpıtılan Çanakkale Savaşı ve Mustafa Kemal olgusu, neden ve sonuçlarıyla ve en küçük ayrıntısına dek, Batıda incelenmiş, askeri-politik uygulamalarda edinilen deneyimler, 20.yüzyıl boyunca kullanılmıştır. Türkiye Çanakkale’yi unuturken, Batı hiçbir zaman unutmamıştır.
Kemalyeri
Gelibolu Yarımadası’nda bugün küçük bir mermer anıtın yükseldiği Kemalyeri, Mustafa Kemal’in Arıburnu savaşlarını yönettiği yere verilen addır. Kimi Türk tarihçisi, Kemalyeri için “Mustafa Kemal’in gerçek doğum yeri” der. Türk halkı onu Kemalyerinde tanıdı, Conkbayırıyla yüceltti, “Anafartalar’ın yenilmez komutanı” olarak ona duygulu ve içten bir saygıyla bağlandı.
Saygı ve bağlılığı, halk kahramanlarına binlerce yıldır gösterilen gizemli bir sevgi, halk söylencelerinde görülen destansı öğeler içeriyor. Türk halkı için, yurdu kurtaran, “ölümden korkmaz” kahraman; asker için, kendisiyle birlikte en önde savaşan ve asla yenilmeyen, “kurşun işlemez” bir komutan; subay için, iyi yetişmiş bilgili bir asker, usta bir savaş tasarımcısı ve “güvenilir bir” komutandır.
Çanakkale’de oluşan bu imgeyi, Harp Akademisi eski komutanlarından Orgeneral Ali Fuat Erden (1882-1957), “Mustafa Kemal, Türk milletinin Çanakkale Savaşlarında bulduğu en gerekli insandır” biçiminde dile getirir. Çanakkale saldırısını öneren ve yenilgiden sorumlu tutulan İngiltere Denizcilik Bakanı Sir Winston Churchill için ise Mustafa Kemal, savaşın yönünü değiştiren “bir kader adamıdır”.
Kendini Yetiştiren Kurmay Subay
Mustafa Kemal’in Çanakkale’deki başarısı, yurt sevgisine dayalı inanç ve kararlılık yanında, sahip olduğu askeri bilgi ve deneyimlere dayanır. Okuyor, araştırıyor ve yüzbaşılığından beri, tüm tatbikatlara büyük bir özen ve dikkatle hazırlanıp katılıyordu.
Savaşta deniz-kara işbirliğinin önemini incelemiş, düşüncelerini Trablusgarp’ta sınama olanağı bulmuştu. İtalyan askerinin deniz topçusunun ateşiyle korunarak karaya çıkarılmasının, kıyı savunmasını güç duruma soktuğunu görmüş, çıkartmalarda, denizden yapılan topçu ateşinin taktik gücünü kavramıştı.
Bilgisini dizgeli bir görüş durumuna getirerek, alınacak önlemler konusunda, askeri değeri olan yeni düşünceler geliştirmişti. Çanakkale savaşı başladığında, deniz-kara işbirliği konusunda bilgi ve deneyimi olan tek subay oydu. Çanakkale’deki başarısının bir başka nedeni, yüksek donanımlı bir komutan olmasıydı.
Ulusal Önder
Dönemin aydınları, Çanakkale’den haberler geldikçe, yalnızca iyi yetişmiş bir komutanla değil, çok gereksinim duydukları ve belki de yıllardır bekledikleri, ulusal bir önderle karşılaşmakta olduklarını düşündüler. “1915 de, İstanbul’un kurtuluşunu büyük ölçüde ona borçlu olduklarını” öğrenmişler , onun ülke geleceğinde önemli bir yeri olacağını anlamışlardı. Bu anlayış, ilerdeki Kurtuluş Savaşı’yla Cumhuriyet Devrimleri’nin dayandığı inanç ve güvenin temelini oluşturacak, onu “vatan kurtarıcılığından yeni bir devletin kuruculuğuna” götürecektir.
Çanakkale’de ortaya çıkan Mustafa Kemal imgesinin nasıl oluştuğunu anlamak için, orada nelerin yapıldığını ve neler yaşandığını bilmek gerekir. Bu bilgiye birinci elden ulaşmak, olayları onun anlatımıyla öğrenmek daha anlamlıdır. Hiç sevmediği savaştan ve acılarla dolu anılarından söz etmekten pek hoşlanmadığı için, bu tür anlatımlar çok değildir.
Çanakkale Savaşları ile ilgili açıklamalar yaptığı Ruşen Eşref’e imzalayarak verdiği (24 Mayıs 1918) fotoğrafın arkasına; “Her şeye karşın kuşkusuz ki bir aydınlığa doğru yürümekteyiz. Bende bu inancı yaşatan güç, yalnız sevgili ülkeme ve ulusuma duyduğum sınırsız sevgim değil, bugünün karanlıkları içinde, yalnızca yurt ve gerçek sevgisiyle ışık saçmaya ve aramaya çalışan bir gençlik gördüğümdendir...” diye yazmıştı.
Usta Savaşçı
İngiliz ve Fransız birlikleri, Avustralya ve Yeni Zelandalılar’dan oluşan Anzak Kolordusu’yla birlikte, 25 Nisan 1915’te Arıburnu’ndan çıkartma girişiminde bulundu. O günlerdeki çarpışmalar; onun savaşan askerle birlikteliğini, kararlılığını ve komutan olarak yeteneklerini ortaya koyan örneklerle doludur.
Sabaha karşı çıkartmaya başlayan düşmanın, Conkbayırı’ndan tepeye doğru ilerlediğini gördüğünde, ana çıkarmanın yapılmakta olduğunu anladı ve hemen harekete geçti. Conkbayırı’nın önemini biliyordu. Fransız Tarihçi Benoit Mechin’in daha sonra yazdığı gibi, “İstanbul’un kilidi Çanakkale Boğazı, Çanakkale Boğazı’nın kilidi ise Conkbayırı’ydı; burayı ele geçiren, İstanbul’u ele geçirecekti”.
25 Nisan’da başlayan ve 16 Mayıs’a dek 21 gün süren Conkbayırı savunması, tarihin gördüğü en kanlı savaşlardan biridir. Saldırının ilk günü; düşman durdurulmuş, Kabatepe çıkarması başarısız kılınmış ve düşmana ağır yitikler verdirilmişti. Saldırıyı gerçekleştiren Kolordu Komutanı General Birdwood, 25 Nisan akşamı İngiliz Kuvvetler Komutanı General Hamilton’a başvurmuş ve çıkartmanın durdurularak “bütün askerlerin geri çekilmesini” istemişti.
Komuta yeteneği ve ortaya konan direnme gücü bakımından olağanüstü bir gün olan 25 Nisan 1915 için, Ruşen Eşref’e şunları anlatır: “Yirmi dört saatten beri aralıksız süren savaş, askeri çok yormuştu. Verdiğim bir emirle saldırıyı kestim. Ancak vatanı kurtarmak için, kazanılmış olan hattı güçlendirmekten ve ne olursa olsun bırakmamaktan başka çare yoktu. Bu nedenle gereken şu emri verdim: ‘Benimle birlikte burada savaşan bütün askerler bilmelidirler ki, bize verilmiş olan namus görevimizi tümüyle yerine getirmek için, bir adım geri gitmek yoktur. Rahatlık uykusu aramanın, yalnız kendimizin değil, bütün milletin sonsuza kadar rahattan yoksun kalmasına neden olacağını, hepinize hatırlatırım”.
Askere Örnek Olma
Mustafa Kemal, bu tür subayların en ileri örneklerinden biriydi. Kurup eğittiği birliklerin ve savaşın o denli içindeydi ki, Çanakkale’den sağ çıkması olasılığı düşük bir rastlantıydı. Çok dar bir alanda, beş yüz bin insanın ölüp yaralandığı kanlı bir savaşta, çatışmaların yalnızca içinde değil, hemen her zaman önündeydi. Üstelik sağlığı da pek yerinde değildi. Buna karşın, askere gönülgücü (moral) vermeyi amaçlayan, bilinçli bir yüreklilik ve atılganlık gösterdi.
Sürekli “ilk ateş hattında” dır. “Ne yokluktan ne de sıcaktan” yakınır. Birlikte savaştığı askerlerle yazgısını birleştirmiş, ölümü içeren kutsal bir bütünlüğe ulaşmıştır. Ölümden korkmaz. Birliklerini etkilemek için, “düşman mermilerine ölçülü bir gözüpeklikle karşı çıkar” , hiçbir düşman kurşunu kendisine değmeyecekmiş gibi davranır.
Çatışmanın yoğunlaştığı bir gün, savaşı yönettiği yer, seri bir top ateşiyle karşılaşır. İlk mermi, bulunduğu yerin altmış metre ötesine, ikinci ve üçüncüsü kırk ve yirmi metre yakınına düşer. Uzaklık ve zamanlama hesaplanmış ve dördüncü merminin onun bulunduğu yere düşeceği saptanmıştır. Subaylar kaygıyla uyarırlar, ancak yerinden kalkmaz ve sigarasını içmeyi sürdürerek, “artık çok geç, kaçarak askere kötü örnek olamam” der. Siperdekiler, dehşetle dona kalmış bir durumda, dördüncü merminin düşmesini beklerler. Ancak bir şey olmaz; “düşman üç mermi atmış, dördüncü atışı yapmamıştır”.
10 Ağustos’taki Conkbayırı çatışmalarının en önemli anında, göğsünden vurulur. Durumu gören yanındaki Yarbay Servet’e (Yurdatapan) susmasını işaret eder, bir şey olmamış gibi davranır. Mermi parçası, üst cebindeki saate denk gelmiş ve kendi söylemiyle, “büyükçe bir kan çukuru bırakmaktan” başka bir zarar vermemişti.
Parçalanmış saati, aynı akşam, karargahta karşılaştığı Ordu Komutanı Liman von Sanders’e armağan eder. Son derece duygulanan Sanders, “aile markalı”  kendi altın saatini o günün anısına olarak ona verir.
Büyük Yığınak
İngiltere ve Fransa, Churchill’in önerilerine uygun olarak, Mısır’a ve Çanakkale Boğazı’nın karşısındaki Limni Adası’na, “iki yüz binden fazlasını” savaşta yitireceği büyük bir askeri güç yığdı. Doğu Akdeniz Donanması’nı İskenderiye’de topladı; Avustralya ve Yeni Zelanda dahil, sömürgelerden asker getirildi.
İngiliz donanmasının, “teknoloji harikası” en yeni gemileri bu işe verildi. Önemli bir direnişle karşılaşılmayacağı söyleniyordu ancak büyük bir hazırlık yapılıyordu. Hazırlıklar yoğun biçimde sürerken, kimi çevrelerde kaygı ve kuşkular belirmeye başlamıştı. “Türkler’in askerlikteki ustalığını” bilen Amiral Fisher, “korkularını yutmuş” hazırlıkları sürdürüyordu. Ancak, İngiliz Deniz Kuvvetleri’ni, “Çanakkale’nin zorlanarak, modern bir donanmayı böyle bir tehlike altına sokmanın”  kaygısı sarmıştı.
Churchill, üç yıl önce 1911’de benzer düşünceler taşıyordu. Ancak, Aralık (1915) başındaki kabine toplantısında, “Almanlar’ın Belçika’daki savunma hatlarına yaptığı bombalamayı ve bunun etkilerini” gördükten sonra düşüncesini değiştirdiğini açıkladı ve “yerleri bilinen modası geçmiş Türk toplarının” kolayca yok edileceğini, savaşın kolay kazanılacağını ileri sürdü.
Savaş Bakanı Lord Herbert Kitchener (1850-1916) başta olmak üzere, “Savaş Kabinesini yola getirdi”  ve donanmayı Çanakkale’ye gönderdi. O dönemde, “yenilmesi olanaksız, karşı konulmaz güç” olarak görülen, dünyanın en büyük deniz gücü, 19 Şubat 1915’te, yedi bin nüfuslu Çanakkale’nin “dış tabyalarını bombalayarak”  saldırıya geçti.
Savaş Bakanı Kitchener; Çanakkale Ortak Kuvvetler Komutanı, Sir Monteith Hamilton’a (1853-1947) gönderdiği iletide, şunları söylüyordu: “Çanakkale’yi alıp İstanbul’u susturursanız, bir zafer kazanmayacaksınız, savaşı (Dünya Savaşı’nı y.n.) kazanacaksınız”.
Şaşırtıcı Direnç ve Düşkırıklığı
Masa başında hazırlanan plan, dışardan bakıldığında; akılcıl, parlak sonuçlu ve kolay uygulanabilir görülüyordu. Ancak, savaş başlar başlamaz, Churcill başta olmak üzere, savaş kabinesi üyeleri ve askeri yetkililer karamsar bir düş kırıklığına uğradılar.
Bir yıl önce, Balkan Savaşı’nda, “bir nefeste bir vilayeti bırakıp dağılan” bir ordu yerine, dünyanın en büyük askeri gücüne karşı, “savunduğu toprağın bir karışı için, bir taburunun kanını bir nefeste kurban eden” bir orduyla karşılaşmışlardı. “Herkes, bulunduğu taşa, toprağa; elleri, ayaklarıyla sarılmış, ölüyor ama tutunduğu yeri bırakmıyordu.” Gözleriyle gördükleri büyük değişim, “bir komuta mucizesi mi, yoksa anlaşılması olanaksız bir bilinmezlik miydi?”
İki savaş arasında orduda görülen direnç gücü ve savaşkanlık ayrımı, birçok insan için, anlaşılması olanaksız boyuttaydı. Ancak, kuşkusuz bir bilinmezlik olayı değildi. Türk halkında varlığını her zaman sürdüren yurt savunma güdüsü, yönetim yeteneği yüksek, bilinçli ve atılgan komutanlık istenciyle buluşunca, Çanakkale’deki direnişi ortaya çıkarmıştı. Aynı sonuç, dört yıl sonra, yapılamaz denilen Anadolu direnişinde alınacak; Kurtuluş Savaşı’yla, büyük güçlerin Türkiye’ye yönelik plan ve uygulamaları, Çanakkale’de olduğu gibi geçersiz kılınacaktır.
Savaşı Yitiriyorlar
Savaşın sonucu, 1915 Ağustos’unda belli oldu. Anafartalar cephesindeki Conkbayırı ve Kireçtepe çatışmaları, Çanakkale zaferini belirleyen savaşlardı. Saldırganların savaşım isteği kırılmış, tinsel gücü çökmüştü. Ne yaparlarsa yapsınlar, başarılı olamıyor, Türk savunmasını aşamıyorlardı. Askeri teknolojinin en son ürünlerini kullanıyor, askerlerine her türlü olanağı sağlıyor ancak Türk askerini yenemiyorlardı.
İnsanlık suçu saydıkları kimyasal silah bile kullandılar. Türk Ordusu içinde önce, “zehirli gaz kullanılacak, önleyecek gücümüz yok” sözünü yayıp, direnç gücünü kırmaya çalıştılar Daha sonra, gerçekten kimyasal silah kullandılar.
Mustafa Kemal, bu konuyu ilerde şöyle anlatacaktır: “Çanakkale Savaşları sırasında, düşmanın zehirli gaz kullanacağı haberi duyuldu; (önlem alacak y.n.) karşı bir silahımız yok. Düşman zehirli gaz kullansa bile, biz tepedeyiz onlar ovada, bize tesir etmez sözünü yazdım (cepheye dağıttırdım y.n.). Daha sonra bir deneme yaptılarsa da, rüzgarın yön değiştirmesi üzerine bu beladan da kurtulmuş olduk. Askerin de bize güveni arttı”.
Büyük bir orduyla gelmelerine karşın, Müttefik komutanlar daha çok askere gereksinim olduğunu söylüyordu. Hamilton; 17 Ağustos’ta Londra’ya gönderdiği raporda, “yeni ve büyük çapta” yardımcı kuvvet gönderilmesini istiyor ve “üzülerek söylemeliyim ki, Türkler bizim bazı birliklerimiz üzerinde manevi üstünlük sağlamıştır; iyi komuta edilen ve cesaretle savaşan bir ordunun karşısındayız... Eğer, Majestelerinin Hükümeti benim denize dökülmemi istemiyorsa, derhal 95 bin yeni asker gönderilmelidir” diyordu.
Sonucu Gören Uyarılar
Hamilton kaygısında haklıydı. Conkbayırı yenilgisinden sonra, bağlaşık (itilaf) ordusu savaş gücünü önemli oranda yitirmiş, sahil şeridine sıkışıp kalmıştı. Yaptıkları her çıkış püskürtülüyor, birlikleri sürekli eriyordu. Denize dökülerek Gelibolu’dan tümüyle atılabilecek durumdaydılar. Mustafa Kemal, üstlerine ve asker arkadaşlarına, “Düşman artık güçsüz, tümüyle kovulabilir” diye yazılar yazıyor, saldırıya geçilmesini istiyordu. Ancak, gerek Ordu Komutanı Liman Von Sanders, gerekse Başkomutan Vekili Enver Paşa, uyarılarını değerlendirip harekete geçmiyordu.
Bağlaşık ordularındaki çözülme ve “Çanakkale’yi terk etme eğilimini” görmüş, belli etmemeye çalışarak çekileceğini anlamıştı. Gizliden başlattıkları çekilmenin 1916 başında tamamlanacağını öngörüyordu. “Buna fırsat vermeden işgalcileri yok etmek için, son bir saldırının tam zamanıdır” diyerek, harekete geçilmesi için üstlerini zorladı. Ancak, “çekilme ihtimali görülmemektedir” , “harcanacak kuvvetimiz yok” biçiminde yanıtlar aldı.
Saldırı önerisinin kabul edilmemesi üzerine, komutan olarak Çanakkale’de yapacağı önemli bir işi kalmamıştı. Görevini 10 Aralık’ta 5.Ordu Komutanı Fevzi Paşa’ya (Çakmak) bırakarak İstanbul’a döndü. Dönüşünü daha sonra Salih Bozok’a şöyle anlatacaktır: “Düşmanın çekileceğini anladığım için saldırılmasını önermiştim. Ancak önerimi kabul etmediler. Bu nedenle canım sıkılmıştı. Çok da yorgundum. İzin alarak İstanbul’a geldim. Eğer düşman, ben oradayken çekilmiş olsaydı, herhalde daha çok sıkılacaktım”.
Gerçekleşen Öngörü
İtilaf Devletleri, sanki Çanakkale’den ayrılmasını bekliyormuş gibi, 19 Aralık 1915’te, yani onun İstanbul’a gidişinden dokuz gün sonra çekilmeye başladı. Karanlık ve sisten yararlanarak sessizce hareket ediyor, çekilmeyi belli etmemeye çalışıyorlardı. 31 Aralık’tan 8 Ocak 1916’ya dek, 95 bin asker ve büyük miktarda askeri donanım, silah ve yiyeceği gemilere yüklediler.
Price George Kruvazörü, karanlık ve puslu bir havada, son 2 bin askerle suçlulara özgü bir gizlilik içinde ve kaçar gibi, Çanakkale’den ayrıldı. Kaçışı o denli sır vermeden başarmışlardı ki, Türk yetkililer olayın farkına bile varmamışlar, durumu ancak Çanakkale’de hiçbir İngiliz kalmadığını görünce öğrenmişlerdi. Mustafa Kemal, bir kez daha haklı çıkmıştı.
DİPNOTLAR
1        “Millitary Operations, Gallypoly” Aspinall-Oglander: C.II, sf.485; ak. Y.Hikmet Bayur, “Atatürk- Hayatı ve Eseri-I” Atatürk Araş. Mer., Tıpkı Bas., Ank. 1997, sf.98
2             “Çankaya” Falih Rıfkı Atay, Sena Mat., İstanbul-1980, sf.92
3              Büyük Larousse, Gelişim Yayınları, 4.Cilt,  sf.2357
4              “Çankaya” Falih Rıfkı Atay, Sena Mat., İstanbul-1980, sf.92
5              “Atatürk” Lord Kinross, Altın Kit. 12.Baskı, İstanbul-1994, sf.99
6              “Çankaya” Falih Rıfkı Atay, Sena Mat., İstanbul-1980, sf.92
7              a.g.e. sf.86
8              “Atatürk’ün İstanbul’daki Çalışmaları” Sadi Borak, Kaynak. Yay., 2. Bas., İst.-1998, sf.124
9              “Kurt ve Pars” Benoit Mechin, Kum Saati Yay., İst.-2001, sf.59
10          “Kaynakçalı Atatürk Günlüğü” U. Kocatürk T.İş B.Yay., Ank., sf.30
11          “Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal İle Mülakat” Ruşen Eşref, Yeni Mecmua, İst.-1918; ak. Uluğ İldemir, a.g.e. sf.XXV
12          “Mustafa Kemal” Benoit Mechin, Bilgi Yay., Ankara-1997, sf.111
13          “Kurt ve Pars” Benoit Mechin, Kum Saati Yay., İst.-2001, sf.60
14          a.g.e. sf.112
15          “Atatürk” Lord Kinross, Altın Kitaplar, 12.Bas., İst.-1994, sf.123
16          a.g.e. sf.123
17          “Tek Adam” Ş. S. Aydemir, I.C,lt, Remzi Kit., 9.Bas., İst.-1983, sf.256
18          a.g.e. sf.257
19          “Tek Adam” Ş.S.Aydemir, I.Cilt, Remzi K., 9.Bas., 1983, sf.237, 238
20          “Çanakkale Savaşı”, R.R.James, “20.Yüzyıl Tarihi”, Arkın Kit., İst.-1970, sf.368
21          a.g.e. sf.364
22          a.g.e. sf.364
23          a.g.e. sf.264
24         “Kaynakçalı Atatürk Günlüğü” U. Kocatürk T.İş B.Y., Ank., sf.27
25         “Mustafa Kemal” Benoit Mechin, Bilgi Yay., Ankara-1997,  sf.107
26         “Tek Adam” Ş. S. Aydemir, I.Cilt, Remzi Kit., 9.Bas., İst.-1983, sf.246
27          a.g.e. sf.246
28          a.g.e. sf.246
29         “Anafartalar Muharebatına Ait Tarihçe” Uluğ İldemir, T T. K. Bas., Ankara-1990, sf.XXII
30         “Çankaya” Falih Rıfkı Atay, Sena Mat., İstanbul-1980, sf.91
31     “Atatürk’ün Hayatı ve Eseri”, Hikmet Bayur, 1963, sf.95; ak. Prof.U.Kocatürk, “Kaynakçalı Atatürk Günlüğü”, T.İş Ban.Kül.Y., sf.42 ve “Kurt ve Pars” Benoit Mechin, Kum Saati Yay., İst.-2001, sf.68
32         “Kaynakçalı Atatürk Günlüğü” U. Kocatürk T.İş B.Yay., Ank., sf.45
33         “Atatürk’ün İstanbul’daki Çalışmaları” S.Borak, Kaynak Yay., 2. Bas., İst.-1998, sf.84
34         “Atatürk” Lord Kinross, Altın Kitaplar Yay., 12.Bas., İst.-1994, sf.125
35         “Atatürk’ün İstanbul’daki Çalışmaları” S.Borak, Kaynak Yay., 2. Bas., İst.-1998, sf.84
36          “Atatürk” Lord Kinross, Altın Kitaplar Yay., 12.Bas., İst.-1994, sf.125
37          “Kaynakçalı Atatürk Günlüğü” U. Kocatürk T İş Ban.Yay., Ank. sf.46

    Yorum yazmak için sitenin üst kısımdan giriş yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen olun!
ÖZEL HABER
EN ÇOK YORUMLANANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
e-gazete
  • Yeni Vatan, Avustralya Haberleri, Yeni Vatan Turkish Newspaper, yenivatan.com.au - 19 Temmuz 2014Manşeti
SENDE YAZ
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri

Siz de yazmak istemez misiniz?

Ziyaretçi Defteri
ARŞİV