Port Arthur katliamında 30 yıl sonra yeni detaylar
Avustralya’nın Tazmanya eyaletindeki Port Arthur’da 28 Nisan 1996’da düzenlenen saldırıda 35 kişi öldürüldü, 23 kişi yaralandı. Ülke tarihinin en ağır katliamı olarak kayda geçen saldırının 30. yılı, Port Arthur’da özel bir anma töreniyle karşılanacak.
Saldırı günü Port Arthur ile Hobart arasında yer alan Dunalley Hotel’i işleten Bev ve Peter Ettingshausen, o pazar gününün başlangıçta sıradan geçtiğini anlattı. Otel, Port Arthur’u ziyaret eden turistlerin sık uğradığı noktalardan biriydi. Çift, öğle servisine hazırlanırken siren sesleri duyduklarını, çok sayıda polis ve acil müdahale aracının Port Arthur yönüne ilerlediğini, araçların ise olağandışı biçimde bölgeden uzaklaştığını söyledi.
Tanıklar otele sığındı
Bev Ettingshausen, kısa süre sonra otele gelen genç bir kadının saldırganın yolda silah doğrulttuğunu ve aracına ateş ettiğini anlattığını aktardı. Ettingshausen, “Kurşun ön camdan geçmişti. Geri geri gidip oradan uzaklaşmış. Ne duyduğuma inanamadım” dedi. Ardından Port Arthur’dan gelen çok sayıda kişinin de gördüklerini anlatarak otele sığındığı belirtildi.
Ertesi gün saldırganın kimliğini gazeteden gördüklerinde onu tanıdıklarını söyleyen Bev Ettingshausen, saldırganın daha önce otelin müdavimlerinden biri olduğunu belirtti. Ettingshausen, saldırıdan kısa süre önce kötü davranışları nedeniyle onu otele almama kararı verdiğini anlatarak, “Yüzünü asla unutamam” ifadesini kullandı.
Dunalley Hotel’in eski işletmecileri, saldırganın otele yaklaşık 10 dakika mesafede yaşadığını ve Port Arthur’a giderken otelin önünden geçmiş olabileceğini söyledi. Peter Ettingshausen ayrıca, Port Arthur’da çalışan bir arkadaşlarının saldırganla karşı karşıya geldiğini, saldırganın silahını doğrulttuğunu ancak silahın boş olması nedeniyle arkadaşlarının hayatta kaldığını aktardı.
Silah yasaları değişti
Adli psikiyatrist Paul E. Mullen, saldırıdan sonra Royal Hobart Hastanesi’nde saldırganla görüştüğünü söyledi. Mullen, saldırganda ağır bir ruhsal hastalığa dair kanıt bulunmadığını, ancak zihinsel kapasitesinin sınırda olduğunu belirtti. Mullen, saldırganın daha önceki katliamları araştırdığını ve eyleminin farkında olduğunu anlattı.
Saldırgan, iki yarı otomatik tüfek ve bir pompalı tüfekle önce yakındaki bir konukevinin sahiplerini öldürdü, ardından Port Arthur’a giderek tarihi alan ve çevresinde ziyaretçiler ile çalışanlara ateş açtı. Daha sonra konukevinde bir rehineyi öldüren saldırgan, binadan kaçarken polis tarafından yakalandı. En küçük kurban 3, en yaşlı kurban ise 70 yaşın üzerindeydi.
Katliamdan 12 gün sonra Avustralya’nın sekiz eyalet ve bölgesi Ulusal Ateşli Silahlar Anlaşması’nı kabul etti. Düzenlemeyle siviller için otomatik ve yarı otomatik silahlar ülke genelinde yasaklandı; silah geri alım programı kapsamında 650 binden fazla silah teslim edilerek imha edildi. Ayrıca silah sahipliği için geçerli gerekçe şartı getirildi, meşru müdafaa gerekçe kapsamı dışında bırakıldı, her silah için izin ve satın almada 28 günlük bekleme süresi uygulamaya kondu.
Sydney Üniversitesi halk sağlığı emekli profesörü Simon Chapman, Port Arthur saldırısından sonra Avustralya’daki silah kontrolü çalışmalarında yer aldığını söyledi. Chapman, yarı otomatik silah yasağının etkisine ilişkin araştırmalarında, Port Arthur öncesi eğilim sürseydi ilave 16,4 katliam yaşanabileceğini hesapladıklarını belirtti. Saldırganın Tazmanya’daki Risdon Hapishane Kompleksi’nde 35 kez müebbet hapis cezasını çektiği ve serbest bırakılmayacağı kaydedildi.