Erdin Günçe

Erdin Günçe

Mail: merdin.gunce@gmail.com

Ben her baharda yeniden doğarım

Ben her baharda yeniden doğarım

Dünyanın kara kutusu insan, kapağı her açıldığında kendisini tanıma fırsatını buluyor. Yeniden doğarcasına, sonra yaşadıklarını unutup tekrardan yepyeni umutlara sarılıyor. Bazen deneyiminin küllerinden bazen sezgilerinin ışığından bazen de özlemlerinin dayanılmaz çağrısından güç alarak yapıyor bunu.  Yaradılış destanı mı doğanın diyalektiği mi yoksa bir başka yol mudur onu Veysel’ in tarifindeki “iki kapılı handa” yürüten? Ve de yolculuğunun her adımında ona gereğinde “gözyaşını bal eylemesini” öğütleyen?  
Bilmiyorum…
İnsanoğlu yine rotasının şaştığı günleri yaşıyor. Görülen odur ki pandemi koşulları daha uzun süre derin izler bırakmayı sürdürecek. Yaşamın her noktasında; İşte, aşkta, insan ilişkilerinde büyük değişiklikler bekliyor onu. Değişiklik sözü yeterli değil bu bir yeni ‘paradigma’
Bu günlerde ben de açılan kara kutunun içinde taze kalmasına özen gösterdiğim anılara sarılmaya çalışıyorum. Eski baharlarımı anımsıyorum mesela. İyi de geliyor, öneririm. Özgürlüklerin kısıtlandığı bu günlerde bir yanda anılar bir yanda kendini hatırlama fırsatları; o sözünü ettiğim yeni umutlar olabilirler.
Bu bağlamda tam beş yıl önce yazdığım bir bahar yazısı, Melbourne’da yolculukların kısacık kilometrelerle sınırlandığı bu günlerde keyifli ve sımsıcak duygularla sarıveriyor beni.
Yazıyı aktarıyorum:
Melbourne’a bahar geldi. Hoş gelmiş. Şehirden Geelong’ a doğru yol alıyorum. Yaklaşık 70 kilometrelik düzgün bir asfalt. Yol sakin. Yolda çevirme yok. Mayın döşenmemiş. Üzerimde helikopterler uçmuyor. Camı sonuna kadar açıp baharı içime dolduruyorum. Yolun gürültüsü arabayı dolaşıp çıkıyor…
Aklımda Lara yolunda açan Kanola çiçekleri var. Gelirken görmüştüm yer gök adeta sapsarı. Fotoğrafların çekmeyi planlıyorum. Belki de biraz söyleşiriz onlarla. Dağdan taştan nasıl insan ve çiçek olunurdan söz ederiz. Yanımda şiir kitapları duruyor. Bu aralar tekrar şiire sarıldım. Ortalık toz duman her yer kan gölü. Acı ve nefret kol kola. Okuryazarlar da ‘yazar okurlar’ da mutsuz. Her geçen gün haksızlığın çemberi daralıyor boğazlarında. Fanatizm kusacak duruma getirmiş durumda beni. Tek çareyi şiirde bulmuşum. Benimkisi yaşamda nefes payı arama refleksi belki de.  Arabanın yan koltuğunda şiir kitapları duruyor. Seslerini duyuyorum. Hayatı anlamlandıran sesler bunlar. Baharın kokusunu, kalın soğuk duvarların arkasında dağları özlemeyi, umudun kan çiçeklerini yaşatan sesler bunlar. Çiçeklere baharı okumaya, bilmediklerimi onlardan dinlemeye kararlıyım bugün.
Bahar gelmiş yollara tarlalara. Arabalar durmuş insanlar fotoğraf çekiyor. Görülesi bir cümbüş. En çok da Çinli kardeşlerimiz orada. Kanolayı iyi tanıyorlar. Dünyanın en büyük kanola üreticisi onlar.
Üretmek ürettiğini paylaşmak huzurlu yaşamak güzel. Bu arada uçsuz bucaksız tarlanın yanına oturmuşum oturmuş da bir şiir tutturmuşum farkında değilim.  Aklıma sarı aşığı Vincent Van Gogh geliyor birden. Kıskanır mıydı beni görse? Kendi genç yaşta göçüp gitmeyi yeğledi, eserleri kaldı yadigâr. Geride bıraktıklarımızdır yaşayan. Onun döneminde kimdi acaba ülkeyi yöneten Kral? Bilmiyorum. Google hazretlerine sormalı önemli mi?
Sanmıyorum…
Kanola bitkisi de benim gibi göçmen. Halden anlayan bir canlı yani. Düşünüyorum da sen kalk ta Kanada’dan yani dünyanın bir ucundan çık buralara gel (getiril )ve buralarda aç. Niye şaşırıyorum ki biz de öyle değil miyiz?  
Geldiğimiz topraklarda Kolza ya da Rapiska da deniliyor bu güzel sarıçiçeklere. Yağ endüstrisinde payı hayli büyük. Bir ara içerisinde zararlı madde (erüsik asit) var diye üretimi durdurulmuş, sonra ıslah edilmiş. Zararı belirleyen de onu kendince ıslah eden de insanoğlu. Bunda bitkinin bir suçu yok. Zarar, hayata göre göreceli bir durum ama bize göre gerçek. Onun asidi tıpkı ağacın kurdu gibi onunla birlikte var. İleride asimile edilip kırmızı da açabilirler mi acaba?
Olabilir…
Ahmed Arif’in  “Dağlarına bahar gelmiş memleketimin” şiirini sevdi kanolalar. Hissediyorum kıpırtılarından. Yalnızca bir soru var yapraklarından: “Bizim içimizdeki asidi alıp bizi ıslah edenler ne diye bunca gözyaşına haksızlığa ve doğa kaybına göz yumarlar?”
Cevap yok!
Bitti…

Ben her bahar geldiğinde yeniden doğarım ta ki o handan çıkıp gidinceye kadar…

 

Facebook Yorum

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar