İki Test Arasında Bir Başkan, İki Rapor Arasında Bir Camia
Türkiye’de spor gündemi, ne yazık ki yine sahadaki futbolla değil, saha dışındaki “kriminal” dosyalarla sarsılıyor. Fenerbahçe Başkanı Sayın Sadettin Saran’ın etrafında dönen iddialar, sadece Sarı-Lacivertli camiayı değil, Türk sporunu tam kalbinden vurdu.
Günlerdir gazeteleri tarıyorum, ajanslara düşen her satırı okuyorum. Ortada, Fenerbahçe gibi dev bir çınarın başkanını ilgilendiren, yenilir yutulur olmayan iddialar var. Ancak gazetecilik, iddialarla hüküm vermek değil, olguları yan yana koyup resmin tamamına bakmaktır.
Gelin, duygusallığı bir kenara bırakıp şu an masada ne olduğuna, bizi “sıkıntıya sokmadan”, sadece gerçeklerin ışığında bakalım.
Adli Tıp vs. Özel Laboratuvar: Rapor Savaşları
Olayın merkezinde meşhur “İkinci Test” tartışması var. Bildiğiniz üzere, soruşturma dosyasına giren Adli Tıp Kurumu (ATK) raporu, Sayın Saran’ın saç örneğinde yasaklı maddeye rastlandığını söylüyor. Bu, resmi ve devletin kurumu tarafından verilmiş, savcılığın “tek geçerli belge” olarak kabul ettiği rapor.
Ancak hemen ardından, Sayın Saran cephesinden bir karşı hamle geldi. Başkan, sonucu alır almaz soluğu özel bir laboratuvarda aldı ve buradan alınan sonucun “temiz” (negatif) olduğu iddia edildi. İşte kamuoyu tam burada ikiye bölündü:
Bir taraf “Devletin raporu esastır” derken, diğer taraf “Özel test temiz çıktı, bu bir komplo olabilir mi?” sorusunu sordu.
Tam bu noktada, dün (29 Aralık) İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan gelen açıklama, konuyu dedikodu masasından alıp hukuki bir zemine oturttu. Savcılık mealen dedi ki: “Basında ‘özel laboratuvar sonucu temiz çıktı’ haberlerini görüyoruz ama bizim soruşturma dosyamıza giren böyle bir bilirkişi raporu yok. Bizim için şu an geçerli tek belge, kanuni bilirkişi olan Adli Tıp Kurumu’nun raporudur.”
Bu açıklama çok kritik. Hukuk, “Ben özelde test yaptırdım” beyanına değil, dosyaya giren resmi evraka bakar. Şu anki hukuki gerçeklik, ATK raporunun pozitif olduğu yönünde. Ancak savunma makamının, bu rapora itiraz etme ve yeni bir bilirkişi incelemesi talep etme hakkı saklıdır.
Masumiyet Karinesi ve Camianın Bekası
Elbette kimseyi yargı kararı kesinleşmeden “suçlu” ilan edemeyiz; bu ne hukuka ne de vicdana sığar. Sadettin Saran, “Hayatım boyunca bu maddeyi görmedim bile” diyerek çok net bir duruş sergiliyor. Hatta savunmasında “organik sakinleştiriciler” veya çevresel faktörlere (duman vs.) atıfta bulunduğu basına yansıdı.
Ancak Fenerbahçe Başkanı olmak, sadece bir kulübü yönetmek demek değildir; milyonların temsilcisi olmaktır. Ortadaki iddia, basit bir idari hata değil, TCK 190 kapsamına giren ağır bir suçlamadır.
Camia şu an tam anlamıyla “Araf”ta. Yönetim Kurulu, Başkan’ın arkasında durarak kenetlenmiş durumda. Bu birliktelik takdire şayan olsa da, sürecin uzaması ve o “tek resmi raporun” gölgesinin kalkmaması, Fenerbahçe’yi saha içinde de yıpratabilir.
Sonuç: Gerçeklerin Rengi Ne Olacak?
Özetle; şu an elimizde bir adet “resmi pozitif” rapor ve bir adet “iddia edilen negatif” özel rapor var. Savcılık, resmi olanı dikkate alıyor. Başkan Saran ise masumiyetini kanıtlamak için hukuk mücadelesi veriyor.
Bizim görevimiz yargıçlık yapmak değil. Ancak Fenerbahçe camiasının bu kaostan bir an önce kurtulması için, o “ikinci testin” veya yapılacak itiraz testlerinin sonucunun şüpheye yer bırakmayacak şekilde, resmen dosyaya girmesi ve kamuoyuyla paylaşılması şart.
Gerçek er ya da geç ortaya çıkar. O güne kadar bize düşen; spekülasyonlara değil, hukukun soğuk ama şaşmaz terazisine bakmaktır. Bekleyip göreceğiz; bu sis perdesi dağıldığında altından ne çıkacak?



Yorum Yazın